Wagner’i Nasıl Bilirsiniz?

Richard Wagner, ünlü Alman besteci.

Kendisi için “sadakatsiz Wagner” demek yanlış olmaz. Sadece hayatına giren kadınlara değil ona yardım edenlere karşı da oldukça sadakatsiz olduğunu bildiğimiz bir isim kendisi. Kişilik boyutunu ve sanatçı boyutunu ayrı değerlendirmek lazım tabii ki. Ama aşağıda okuyacağınız detaylı biyografisi bol miktarda magazinel detay içeriyor:)
Biyografileri seviyorum. Sıkıcı olmamaya çalıştım lakin sizi epey uzun bir yazı bekliyor; önceden uyarmak zorundayım.

 

3D5EC0F5-6C26-4444-A847-55B2710FAD4E

Sanatçı altı aylıkken babası ölmüş. Üvey babası da öldükten sonra Dresden’de erkek çocuklar korosu ile ünlü bir okula yatılı gönderilmiş. Orada Alman operası “Der Freischütz”ü, bestecisi Carl Maria Von Weber yönetiminde dinleyip çok etkilenmiş ve edebiyatla tiyatroya olan ilgisi o zamandan sonra müziğe kaymış.

Leipzig’e dönünce müzik dersleri almaya başlamış. En büyük ilham kaynağı da Ludwig Van Beethoven. “9. Senfoni” ve “Fidelio” sonrası Beethoven gözünde ilahlaşmış.
Etkilendiği bir diğer önemli şey de Schröder-Devrient’in bir temsili. Bu sopranodan o kadar etkilenmiş ki, otobiyografisinde “ İçime sanki şeytani bir ateş düştü” diye tariflemiş hislerini.

Wagner, Leipzig Üniversitesi’ne girdikten sonra Weber taklidi ilk operası “Die Feen’i yazmış; ardından Magdeburg Operası’na müzik direktörü olarak atanmış ve Shakespeare/Measure for Measure için Das Liebesverbot operasını bestelemiş.
ama tam bir fiyasko diyebiliriz bu eser için.
Prömiyerde başrol oyuncusu berbat bir oyun çıkarmış. İkinci temsili sadece üç kişi izlemiş. O günden bugüne bir daha da sahnelenmemiş.

Bu dönemden sonra hayatının magazinel kısımları başlıyor ve alacaklılarıyla başı belaya giriyor. Evlenip Rus Çarlığı’na gidiyor ama gelirinin üzerine bir yaşam standardı, peşinde de sürekli alacaklıları var. Bu sebeple bir süre oradan oraya sürükleniyor diyebiliriz. Önce Londra’ya sonra Paris’e geçmiş. Bu deniz yolculuğu da önemli yapıtı “Uçan Hollandalı”nın ilhamını vermiş efendim kendisine. (Der Fliegende Hollander)

Wagner’in, ünlü bir besteci olup zengin ve ünlü olma hayalleri var. Bu dönemde Giacomo Meyerbeer özellikle almış yürümüş.
Wagner muhtemelen kıskançlıkla kendisine kin duyuyor. Zavallı Meyerbeer’in ise bu hislerden haberi yok ve Wagner’in “Rienzi Operası”nı, Dresden Sarayı’nda sahnelenmesi için nüfuzunu kullanıp kabul ettiriyor. Wagner’in kendisi hakkındaki düşüncelerini bilse yapmazdı herhalde:)

Rienzi için tıklayabilirsiniz.

Wagner, Uçan Hollandalı ve Tannhauser operalarının prömiyerlerini de Dresden’de yapıyor. Hollandalı’nın çıkış noktasının gemi yolculuğu olduğunu söylemiştim; eserde önceden İskoçya olarak geçen ana mekanı prömiyer öncesi Norveç olarak değiştiriyor.
Bu eser, sanatçının ilk ustalık eseri olarak addediliyor ve her sene bestecinin operalarını sahneleyen Bayreuth Festivali’nde izlenebiliyor.

Uçan Hollandalı buradan görülebilir.
Tannhauser da şöyle.

Dresden’de bir ayaklanma olmuş bu dönemde ve besteci 12 yıl Alman toprakları dışında sürgün olarak yaşamak zorunda kalmış. Kendisine yardım eden kişi ise besteci Franz Liszt.
Liszt, Wagner’in Zürih’e yerleşmesini sağlamış, “Lohengrin” operasının da prömiyerini yönetmiş. Bu opera sayesinde Wagner, Bavyera Kralı ıı. Ludwig ile tanışmış ve Kral bu eserden aldığı ilhamla masal diyarına ait gibi görünen ünlü şatosunu yaptırmış.

– Zaten bu noktadan sonra ikilinin ilişkisi bambaşka devam edecek. –

Sözkonusu ünlü şato şu;

5088B082-CD84-4740-8AA5-B16AA2C07D4D.jpeg

 

Lohengrin de buradan izlenebilir

“Der Ring Des Nibelungen (Nibelung Yüzüğü)” adlı ünlü dörtlemesini bu sıralar bestelemeye başlamış. Dörtlemenin ilk operasını bestelediği bu süreçte himayesi altında olduğu bir tüccarın karısına aşık olmuş ve son bulmayacak çapkınlık hikayelerini böyle başlatmış.

Arthur Schopenhauer‘in “İstenç ve Tasarım Olarak Dünya” adlı kitabından aldığı ilham ve duyduğu aşkın yönlendirmesiyle Nibelung Yüzüğü’nü yarım bırakıp “Tristan and Isolde”`yi bestelemiş. Huzur veren bir eser olmadığı kesin. İçeride bir yerlere dokunan çok keskin bir yönü var. Müthiş buluyorum.

(Lars Von Trier, “Melancholia” filminin ilhamını da bu eserden almış, Filmin sarsıcı başlangıç bölümüne işte bu huzursuz eserin en huzursuz prelude bölümü eşlik ediyor. Müthiş adam Trier için ne kadar nokta atışı bir seçim.)

Melancholia sahnesi’ne buradan ulaşabilirsiniz.

Bu gelişmeler sırasında, aşk mektupları karısının eline geçiyor. Hem sevgilisinden, hem karısından hem de Zürih’ten ayrılıyor.

Tristan and Isolde teknik olarak söylenmesi mümkün olmadığı gerekçesiyle sahnelenememiş. Bu sırada da yardımına kendisine büyük hayranlık duyan ve yukarıda bahsi geçen Kral ıı. Ludwig yetişmiş. Besteciye tüm operalarını sahneleme ve tüm borçlarını ödeme teklifinde bulunmuş.
Wagner, teklifi bayıla bayıla kabul etmiş ve “benden sadece arkadaşlığımı istiyor karşılığında da bütün eserlerimi sahneleyecek; zaten hayalini kurduğum iş buydu” demiş.

Operayı sahneleme görevi, Şef Von Bülow’a veriliyor ve hiç de sürpriz olmayacak şekilde Wagner, bu şefin de karısıyla ilişkiye giriyor ve hatta bir de çocukları oluyor. Cosima adlı kadın aynı zamanda Franz Liszt’in de gayrimeşru kızı; bohem sanat alemleri:) Enteresan olanı Bülow’un Wagner’i karşısına almak istememesi ve eseri sahnelemeye çalışmaya devam etmesi. Hatta Liszt de olaydan hoşlanmasa dahi tepki vermiyor.
En nihayetinde opera sahnelenebiliyor. Wagner bu noktada biraz libidosal rahatlama yaşamıştır herhalde:)

Tristan and Isolde için tıklayabilirsiniz

Cosima, birkaç çocuk daha yapınca şef nihayet kendisinden boşanıyor ve Wagner ile evleniyorlar. Artık Kral Ludwig’in yanında kalmıyor ama yarım kalmış olan Nibelung Yüzüğü’nü yine onun desteğiyle tamamlıyor.

Bundan sonra, hayali olan festival binası’nı tamamlamayla ilgilenmeye başlıyor; bunun için en uygun yerin de Bavyera’nın Bayreuth kasabası olduğuna karar veriyor. Kasabalılar da kariyerinin zirvesinde olan Wagner’in bu kararını sevinçle karşılayıp ona geniş bir arazi tahsis ediyorlar.
Ama tabii ki binayı tamamlamak finansal engeller nedeniyle çok da kolay olmamış. Parayı toplamak için çeşitli fonlar kurulmuş, cemiyetler toplanmış, konserler düzenlenmiş. En sonunda yine ıı. Ludwig devreye girip cömert bir bağışla açığı kapamış.

Burada enteresan bir şeyi de belirtmek lazım; Wagner dönemin hükümdarlarından da para yardımı talebinde bulunmuş. Bu yardıma cevap verenlerden biri de Sultan Abdülaziz. Opera sevgisi bilinen Adbülaziz tahttan indirilince Wagner tarafından davet edildiği açılışta bulunamamış. Bayreuth’taki arşivlerde bu yazışmaların orijinal kopyaları da mevcutmuş ayrıca.

Bina açıldığında günümüze dek sürecek olan Bayreuth Festivali‘nin de ilki gerçekleştirilmiş. Bina, o dönemin operalarına epey yenilik getirmiş; ilgi ve merakla karşılanmış. Bir çok şef ve bestecinin sırf meraktan açılışa gittiği söyleniyor.

0ED72626-3579-4FA0-9EF7-E3854E9E0F00

Nibelung Yüzüğü’ne buradan ulaşabilirsiniz

Wagner, bu sırada “Parsifal Operası” üzerinde de çalışmaya başlamış -elbette yine hayatında başka bir aşk var-  Eserin prömiyeri ikinci festivalde yapılmış.
Bu dönemde hasta olan sanatçı, orkestra bölümüne inmiş, değneği şeften almış ve eseri sonuna kadar kendi yönetmiş.

69 yaşında da bir kalp krizi ile hayata veda eden Wagner, Bayreuth’taki evin bahçesinde gömülü.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close