Bu mağazada hayat değiş tokuşu yoktur ama bakış açınızı iade edebilirsiniz.

Depresyon hırkanız var mı?

Son yıllarda çok moda biliyorsunuz. Herkesin bir depresyon hırkası olmalı. Mutlaka edinin; hırkasız ruh sıkıntısı artık sıkıntıdan sayılmıyor:)

Modern zamanların bireyleri olarak bizler genel olarak şikayetçi bir profil çiziyoruz. Her zaman dertlenecek, kendimize sıkıntı edinecek, depresyona girecek, mutsuzluktan kıvranacak ve ruhsal sıkıntılara, varoluş kaygılarına neden olacak gerekçelere sahibiz. Bu konuda uzmanlaşmış olduğumuzu söylemek iddialı olmaz.

Dönemler değiştikçe insanlar da değişti. İnsan doğadan uzaklaşıp – kendini doğaya sahip ilan ederken– kendine farklı sıkıntılar edindi.

Peki atalarımız neden depresyona girmiyordu sizce?

Steve Taylor /  ÇÖKÜŞ adlı kitabında bu konu hakkında şunları söylüyor;

“ Asıl tuzak içsel sıkıntımız: yani hiç meşgalemiz olmadan boş durmamızı engelleyen ruhsal bunaltı. Bu durum çok fazla boş zamanımız olduğunda ruhsal sorunlar yaşamamıza, bunalıma girmemize, hatta kendimizi bedensel olarak bile hasta hissetmemize neden oluyor.   

İlkel insanlar toplumsal ıstıraptan yoksun oldukları gibi bu ruhsal sıkıntıdan da uzak durmuşa benziyorlar. Dingin hayatlarından genel olarak memnun gözükmelerinin dışında, yaşamlarının başka birkaç özelliği de bu sonuca varmamızı sağlıyor. İlkel insanların -aynen tarihöncesindeki ataları gibi- servet biriktirmeye, toplumsal mevki elde etmeye ya da iktidar sahibi olmaya ihtiyaç duymaması, üstesinden gelmeye ya da telafi etmeye çalıştıkları psikolojik bir uyumsuzlukları olmadığını düşündürüyor insana. İlkel insanların bizim aksimize hiçbir iş yapmadan boş durmayı başarabilmesi de bu görüşü destekliyor. Avrupalı sömürgeciler, Amerika’ya gidip bu durumla karşılaştıklarında yerlilerin tembel olduğu sonucuna varmıştı. Çünkü sadece ihtiyaçlarını karşılayacak kadar çalışıyorlardı ve bu genelde yılın sadece altı ayına tekabül ediyordu. Geri kalan altı ay boyunca dinleniyorlardı. Ancak yerlilerin bu özellikleri elbette ki tembellikten kaynaklanmıyordu -muhtemelen asıl neden, psikolojilerinin Avrupalılar gibi sürekli meşgul olmalarını gerektirmemesiydi. Sıkılmadan ya da hoşnutsuzluğa düşmeden boş vakit geçirebiliyorlardı. Çünkü Avrupalılar gibi devamlı kafalarının etini yiyen, toplumdan soyutlanmış egoları yoktu. Hem antik dönemde yaşamış insanların hem de günümüzün avcı-toplayıcılarının yemek aramak için çok az zaman (haftada sadece 12-20 saat) harcaması -ve geri kalan vakitlerini eğlenmeye ayırması- da bunu gösteriyor. Oysa bizim için, yeteri kadar paramız olsa bile bu kadar az çalışmak oldukça zor olurdu. Çünkü kendimizi bir işle oyalamadığımız zaman içimiz daralıyor ve endişeleniyoruz.”

D6093663-21C0-4C84-BC86-C76878F57324

Boş kalmaya tahammülümüz yok gibi duruyor. Bir yerde tv izlemenin de bununla alakalı olduğuna dair bir şeyler okumuştum. İnsanların bunalımlarının en çok pazar günleri geldiğinden –en boş günümüz– ve tv izlemenin boşlukları doldurarak bizi düşünmekten alıkoyan işlevinden bahsediyordu.

AB9F6415-D484-40CC-83F8-BD9373DCBBC6

Hepimizin dönem dönem mutsuz olmaya hakkı var bence. Mutsuzluk ve depresyon son zamanlarda birbiri yerine kullanılmaya başlandı. Ben ruh sağlığı profesyoneli değilim, bunu yorumlamak uzmanların işi ama mutsuzluk ve depresyon kavramlarının birbirinden farklı olduğunu biliyorum. İki duygu durumu birbirini karşılamıyor aslında.

Şöyle ki, duygularımız düşüncelerimizden doğuyor. Duygu dediğimiz şeyler aslında bizim o konu, o olay ya da o kişi hakkında düşündüklerimizin verdiği his. Yani bir durumla karşılaştığımızda onunla ilgili ne ya da nasıl düşünürsek ona yakışan duygu sahneye çıkıyor.

Bu durumda duygular geçiçi midir? Değiştirilebilir mi? Bir duygunun yerine başka bir duygu koyabilir miyiz?

Eğer duyguyu yaratan ona yönelik düşüncelerimiz ise düşünce şeklimizi revize ederek hissettiğimiz duyguyu değiştirip kendimizi iyileştiremez miyiz?

E72DBE1C-656A-4A8E-8CD7-12D6DB33C997

Ofiste arkadaşımız yanımızdan geçti ve bize günaydın demedi. “Bana selam vermedi, benden hoşlanmıyor.” diye düşündük. Bu düşünce bizim üzüntü duymamıza neden oldu.

Düşüncemiz böyle değil de “Beni fark etmemiş olmalı, selam vermedi.” şeklinde olsaydı açığa çıkan duygu da üzüntü olmayacaktı.

Yani duygular, olaylarla ilgili ne düşündüğümüzden doğar. Bir olaya yaklaşırken düşünce şeklimize biraz takla attırmak, o duyguyu başka bir duyguya çevirmemizi sağlayabilir.

Değişim hep içeriden geliyor.

Yukarıda bahsedildiği gibi bakış açısı değiştirerek ya da aşağıda yazılacağı gibi beklentileri ve hedefleri yeniden belirleyerek.

Aşağıda yazanlar hayatınıza, mutsuzluğunuza, şikayetlerinize yönelik tavsiyeler değildir, ben uzman değilim ve bu benim işim de haddim de değil. Sadece bireysel gözlem ve deneyim içerir ama paylaşmak, anlatana bazen dinleyenden daha iyi gelir. Sırf bu yüzden bile yazıyor olabiliriz.

Hayatımın bana öğrettiği şu oldu;

Kişiye kendinden başkası yardım edemez.

3049DE7D-5139-4F54-B1EA-9BD72ED24B70

Öncelikle söylemek istediğim bir şey var;

Eğer hayatımızda mutsuzluk varsa ve bundan beslenip drama queen olmak istiyorsak sevinebiliriz. Çünkü öyle olmak istedikçe öyle kalacağız demektir.

İşimiz, ailemiz, ilişkilerimiz bizi mutsuz edebilir ve biz sürekli buna dertleniyor olabiliriz. Haklıyız da. Hepsi çok önemli ama bunların hiçbiri biz değişmek istemedikçe değişmiyor. Kişinin yardım alabileceği yegane kişi kendisi.

Sadece iyi olmak istersek iyi olabiliyoruz. Sağlık problemleri istisna olmak üzere –keşke onlara da müdahele edebilmek elimizde olsaydı-  artık iyi olmak istiyorum diyerek sorunlu alanlarımıza müdahale etmedikçe iyi olamıyoruz.

Kariyerimizden mi memnun değiliz? Değiştirmek için çabalamalı, olmuyorsa bırakmalıyız bence.
Doktor olmalıydım diye sürekli acı çeken bir öğretmenin eğer tekrar sınava girip tıp okumak gibi bir niyeti yoksa düzelme imkanı yok. Sınava girmiyorsa kimse onu doktor yapmacağı için yapması gereken şey bakış açısını, beklentisini, hedefini değiştirmek.
Eğer tıp okuma imkanı yoksa o hayalin kendisi için imkansız olduğunu kabul edip elemek kişinin kendine yapacağı en büyük iyilik.

34C51DA0-9405-48DE-BC5A-0225716BD2E1

Bazen değiştiremediğimiz şeyler olur. Bunlar bizden ya da dışımızdaki faktörlerden kaynaklanabilir. Eğer hayalimize ulaşabilme imkanımız yoksa hedef küçültmek zorundayız. Ya da sürekli hayıflanan huysuz, mutsuz insanlar olarak yola devam edeceğiz.

Boşanmayı konuşalım mesela.

Kişiler kendilerini bazen biten evliliklerinden dolayı suçlayabilirler.

“Yapamadım, beceremedim…”

Şunu fark etmek lazım; kişi kendine acıdıkça insanlar da ona acıyacak ama onun için hiçbir şey yapamayacaklar hatta kişinin kendisi de bir şey yapamayacak.
O yüzden sorumluluğu üzerine almak zorunda.

“Başarısız olduysam ben başarısız oldum, beceremediysem de ben beceremedim” diye düşünmek zorunda.
Kısır döngüye girmemek için kırılması gereken bir zincir var;

Mutsuzdum, boşandım; yine mutsuzum.
Boşanmasaydım mutlu mu olurdum? Hayır, olmazdım.
Peki şimdi niye mutsuzum? Boşandığım için.
O zaman ben manyak mıyım?
gibi bir şeyden bahsediyoruz:)

Yani eğer bir şey olmak, bir yere varmak, birine ulaşmak istiyor ama şartlarınız nedeniyle başaramıyorsanız ve bunun için hiçbir çözümünüz, bir yere ulaşacak çabanız yoksa artık o “şey”i istemekten vazgeçmeniz ve başka bir hedef belirlemeniz sanıyorum ki mutlu olmanız için şart.

Söylediklerim korkunç derecede subjektif ve profesyonellikten uzaktır:)
Sadece bazı mutsuzluk kaynaklarının çürütülebilir ve hatta değiştirilebilir olduğunu öğrendim.

Şöyle düşünün, –konunun ne olduğu önemli değil– bir sıkıntı var sizin sürekli mutsuz hissetmenize neden oluyor. Bunun için hiçbir şey yapmıyor ya da yapamıyorsunuz. Değiştirebileceğiniz bir şey değil. Ya hayatınız boyunca bunun için üzülmeye devam edeceksiniz ya da seçeneği eleyeceksiniz. Elemek bazen çok daha rahatlatıcıdır. Olmuyorsa bırakın, ihtimal dışı kılın. Hedef düşürmek, olmayacak bir hedefe bakmaktan daha iyi şeylere sebep olabilir.

45 yaşında bir mühendis olarak avukat olmak istiyorsanız, sizin hayaliniz buysa gidip olsanıza. Harika olmaz mı?

Bu mümkün değil, gidemem, para kazanmak ve işe devam etmek zorundayım” diyorsanız ve hiçbir seçeneğiniz olmamasına rağmen hayatınız boyunca bu yüzden acı çektiyseniz eleyin gitsin. Bu da harika olur!

İhtimal dahilinde değilse üzülmek sadece üzülmektir. Yeterince üzüldünüz alın bu diplomanız demezler sanırım hiçbirimize . Ama bunun yapıldığı bir yer biliyorsanız lütfen pissst diyin, ben peşinizden gelirim. Nerede olduğu önemli değil.

2B5DB6C0-4A2E-4559-8170-2F8952B0423F

Amerikalı ünlü şair Walt Whitman hayvanları insanlarla kıyaslarken;

Durumları yüzünden sıkıntıya girip ağlamıyorlar, karanlıkta uyanık kalıp günahları için gözyaşı dökmüyorlar…Yeryüzünde bir tane bile mutsuz hayvan bulamazsınız.” demiş.

Sevgilerimle,

B.

Bu mağazada hayat değiş tokuşu yoktur ama bakış açınızı iade edebilirsiniz.” için 5 yorum

  1. Aşkın ve sanatın atı istediği gibi koşar; kimse vuramaz gem
    Kimi zaman fırtına olur kimi zaman da meltem…

    Liked by 1 kişi

    1. Kimse söylemişse güzel söylemiş. Teşekkürler:)

      Liked by 1 kişi

      1. ben söyledim, ben yazdım. başkalarını da okumak isterseniz sayfama buyurun.

        Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close