Mucizenizi düşürdünüz bayım. Lütfen alın, burada ondan çok var.

İstanbul’da yaşayanlarınız biliyordur, bu hafta sonu Maraton koşuldu. Binlerce insan Asya’dan Avrupa’ya sanki bir festivalin içindeymişcesine aktı gitti. Katılımcısı olabildiğim için ben de çok mutluyum.

İstanbul Maratonu artık sadece bir spor aktivitesi değil aynı zamanda gönüllü organizasyonlar tarafından birçok STK’ya destek vermek için tercih edilen bir oluşum. Binlerce insan, vakıflara, derneklere destek olabilmek, birinin hayatına minik bir dokunuş yapabilmek umuduyla bağış gönüllüsü oluyor ve farkındalık yaratmaya çalışıyor. Gün sonunda dilerim ki birilerinin yaşama tutunmasına minicik de olsa bir katkı sunabilmişizdir.

Yaşam, mucizelerle donatılmış durumda. Bu mucizeler kimi zaman ışıl ışıl karşımızda duruyor, kimi zaman kendini gizleyip fark edilmeyi bekliyor. Hatta yaşam öyle bir şey ki mucizelerin bizim için var olduğuna inanmasak, onları göremesek bile müthiş bir cazibesi var. Sıkı sıkı sarılmamızı, müthiş kuvvetli bağlarla bağlanmamızı sağlıyor. Yaşam türlü zorluklarına rağmen en değerli mücevher.

Geçenlerde bir yazı yazmıştım günümüz insanının kolay depresyona girmesi üzerine. Ruhsal sıkıntılarımız, varoluş sancılarımız var atalarımızdan farklı olarak.

İlgili yazıyı şuradan okuyabilirsiniz.

Bazı farkındalıklar sonrası insan anlıyor ki sağlık varsa her şey var, yoksa da hiçbir şey yok. Ama yaradılışımız öyle ki, yaşamın pırıltısına kapılmamak gibi bir gücümüz yok ya da bir şeye sahipken onun ne derece değerli olduğunu algılayabilme yeteneğimiz.

Sağlıklı iken ne kadar şanslı olduğumuzu düşünemiyor, algılayamıyoruz. Ne zaman ki karşımıza dezavantajlı biri çıkıyor işte o zaman diyoruz ki “Ben çok şanslıyım, bunun kıymetini bilmeliyim.”

Birkaç gündür bunun üzerine düşünüyorum. Etrafımın mucizelerle dolu olduğunu fark ettim. Sizler de onlarca minik mucizeye sahipsiniz eğer sağlıklı iseniz ve sevdikleriniz de öyle ve yanınızda ise.

Maraton gününden sonra, gün içindeki minik mutluluklarımı not etme alışkanlığı edindim. Farkındalığımı yitirmemek, avantajımı, sahip olduklarımı unutmamak için. Bu yazı etrafımızın peri tozları ile dolu olduğunu unutmamak için yazıldı.

Eminim ekleyecekleriniz vardır. Mutluluğa yapılan her katkı çok değerli…

En büyük mutluluk sebebim sağlığım ve sevdiklerimin sağlığı. Bunun üzerine bir şey eklemek, bunu tanımlamaya ya da detaylandırmaya çalışmak anlamsız. Hepimiz aynı fikirdeyiz.

Etrafımızda ne kadar çok detay varmış bizi minik minik gülümseten onu fark ettim. Çünkü birkaç gündür ne zaman bir şey beni mutlu etse, heyecanlandırsa ya da gülümsememe neden olsa bunu düşünüyorum; sahip olduklarımı ve nankörlük etmek istemediğimi…

Bu detaylardan birkaçını yazacağım.

Sitede oturuyorsanız otopark yeri yakalamanın ne büyük bir mutluluk sebebi olduğunu bilmenize imkan yok:)

Ben bir mahalle sakiniyim, eski dönem dizilerinde olan mahalleler var ya onlardan. Dar sokaklı, çift taraflı park edilen, girdin mi çıkışı, çıktın mı girişi olmayan:)

Akşam eve geç geliyorsam eve yaklaşırken park endişem başlar; “Bulabilir miyim? Bulursam nerede bulurum, kimseyle kavga gürültü etmem gerekir mi?”

– çok nadir bulunan bir şeye herkes sahip olmak isterse ortaya çıkan karmaşayı gözünüzde canlandırmanız çok zor değildir-

İşte böyle umutsuz bir duygu durumunda iken apartmanın tam önünde boş bir yere rastladığınızı ya da tam sırada birinin çıkışına denk geldiğinizi düşünün. O anın mutluluğunun tarifi yok, çıkan araç şoförünü sarılıp öpesiniz geliyor:)

Alışveriş yapmanın ay sonunda ekstreyle karşılaşınca insanı üzen bir tarafı olsa da sırasında minik mutluluk kalemleri var.

Bir elbiseye bayıldınız ama bütçenizi de aşıyor. En nihayetinde gözünüzü karartıp almaya karar verdiniz. Kasaya gittiniz ve kasa fiyatı etiket fiyatından ucuz çıktı. Etikete yansıtılmamış bir indirim varmış elbisenizde. Minik mutluluk yüklendi!

O andan sonra kasiyer size dünyanın en harika insanı gibi görünmeye başladı. Bir öpücük de ona:)

Gece çok geç yattınız ve ne yazık ki uyku zamanınızın sona erdiğini alarmınız ilan etti;

İşe gitmen gerekiyor, kalk lütfen!

Lanetler okuyarak kalkmak üzereydiniz ki, bir saniye?

-BUGÜN CUMARTESİ, HİÇBİR YERE GİTMEM GEREKMİYOR!!!

Hafta sonundan devam edelim. Hava buz gibi ve şakır şakır yağmur yağıyor. Eviniz sıcacık. Lütfen hissetmeye çalışın.

Bütün perdeleriniz açık, yağmur camlara yumruklar atıyor. Kanepenizi camın kenarına çektiniz, en sevdiğiniz battaniyenizi ve kitabınızı aldınız. İzleyeceğiniz filme de karar verdiniz. Sevdiğiniz size çay ve nefis kokan bir şeyler yapıyor. O gelene kadar kitabınızı okuyacaksınız. Gelince size sarılacak ve filme başlayacaksınız. Bütün gün tembellik edeceksiniz. Bir öpücük de sevdiğinize.

 

Mucizevi doğa olaylarından biri yağmur ise diğer ikisi de gün doğumu ve gün batımı bana kalırsa. Hiçbirini birbirine yeğ tutmam ama her birinin verdiği mutluluğun gerçekliğinden eminim.

Ne yapın edin, ikisini de denk getirin bence. Şehirden ne kadar uzak olursa o kadar iyi. Aşağıda şahitlik ettiğim iki anın da fotoğrafı var. İkisinin de anısı capcanlı hala zihnimde, öylesine iyi hissetmiştim.

 

Farkettim ki yazsam sayfalarca yazacağım. En yakın arkadaşlarınızla buluşmak, ipe sapa gelmez şeylere saatlerce gülebilmek, bir rakı masasını akşam boyunca keyifle paylaşacak dostlara sahip olmak, ailenizle uzun pazar kahvaltıları etmek, yürüyüşlerinizin baskülde yarattığı farkı görmek, bebeklerle oynamak, sevecen yaşlılarla vakit geçirmek, nefis bir yemek yemek ve hatta birinin bunu sizin için yapmış olması, seyahate çıkmak, yeni insanlarla tanışmak, kitap almak-vermek, hediye almak-vermek, yeni kitaba başlamak, güzel bir kitabı bitirmek, iyi müzik dinlemek, iyi bir film izlemek…

Yazacak onlara şey var ama kimse uzuuuuun yazıları okumak istemeyebilir eğer Dostoyevski yazmıyorsa:)

Kendime son aylarda eklediğim bir mutluluk vasıtasından bahsederek kapatıyorum; yürüyüş / koşu yapmak.

Alışkanlık haline getirmenin çok kolay olmadığını biliyorum ama alıştığınız zaman bunun bir ihtiyaca dönüştüğünü ve vazgeçilmez bir mutluluk vesilesi olduğunu göreceğinizden eminim. Sadece bedenen değil ruhen de çok iyi hissettiriyor.

Mutluluk sağlayan kaynaklarınızın hiç azalmaması dileklerimle,

Son bir ilave;

Aşağıdaki görseli eklerken aklıma geldi. Bu fotoğraf dün akşamın koşu antrenmanında çekildi. Cem Hoca çekti.

Koşu öncesinde bana şunu söyledi;

– Hayat sanat meselesi’ni düzenli olarak okuyorum; hiç boş geçmiyorsun. Severek takip ediyorum. Sende de biraz delilik var, ben deli insanları seviyorum.

Durduk yere mutluluk yükleyiverdi, beni ne derece gülümseteceğini bilmeden. Seni seviyorum Cem Hoca:) Bir öpücük de sana gelsin.

Mucizenizi düşürdünüz bayım. Lütfen alın, burada ondan çok var.” için bir yorum

  1. Hakikaten deli ya (utanan smiley) 🙂

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close