Bir yazı yazdım. Beğenir misiniz?

Sosyal medyayı kullanıyor musunuz?

Bu blogu okumanızdan hareket edersek muhtemelen yanıtınız evettir.

Son güncellemelerin ardından, telefonlarımız bize ekran süresi diye bir veri sunmaya başladı. Hangi uygulamada ne kadar vakit geçirdiğimiz, aktif olduğumuz ve toplam harcadığımız zaman şeklinde.

Peki sizce, telefonlara ya da sosyal medyaya bağımlı mısınız?

Bağımlılık eğer bir şeye bağlı olma, bağımsız hareket etmeme/edememe, kendini ondan koparamama gibi manalara geliyorsa kendim bu bağlılığı geliştirmeye başladığımı itiraf etmeliyim.

Tıbbi literatürde tanımlanmış birçok bağımlılık çeşidi var. Bir hastalık olarak kabulü henüz(!) gerçekleşmemiş olsa da “Sosyal Medya Bağımlılığı” da kendine tartışmalar içinde sağlam bir yer buldu.

6A8C0CED-ACDD-4EB6-AA43-1640E593C29B

Facebook ile hayatımıza giren uzaktan etkileşimli bu iletişim tarzı, orada kontrolü güç bir noktaya ulaştı sonra sakinleşti. Twitter ile nispeten farklılaşarak hızlı tüketilen niteliğini biraz daha yukarıya taşıdı, şimdilerde Instagram ile zirveye ulaştı.

Benim bağımlılığım, Facebook ve Twitter uygulamalarından kaçabilmiş ama nihayetinde Instagram’a kendini kaptırmış olan türden. Bu anlamda farkındalığım yüksek. Farkındalığın, bağımlılığı kırabilmek için iyi bir başlangıç olduğu söyleniyor. Bu kısma ileride tekrar döneceğim.

4281BC6D-F871-41C6-92BD-5A31A5A3478C

Birçoğumuzu uzun saatleri telefon başında geçirmeye, yapılacakları ertelemeye, önceliklerin sıralamasını değiştirmeye iten motivasyon ne olabilir?

Başat nedenler, başka insanların hayatlarını takip etmek ve kendi varlığını görünür kılmak gibi görünüyor.

Günde birkaç saat harcatan, bağımlılık haline dönmüş alışkanlıkların eğlence boyutu artık geride kalmış ve işin sadece kılıfı niteliğini kazanmış demektir.

Ben de buradayım demek, kendimizi görünür kılmak, varlığımızı fark ettirmek istiyor olabilir miyiz? Muhtemelen öyle.

İnsanlar olarak beğenilme, arzu edilme, özenilme eğilimi içindeyiz. Sosyal medyadaki neşeli, güzel, sosyal paylaşımlarımız bizi etrafımızdakilere tam da istediğimiz gibi sunabilmemizi sağlıyor.

Kendimizi yalnız olmayan, sevilen, sosyal, güzel, neşeli biri olarak lanse etmek ruhumuza iyi geliyor olmalı.

51B62EBB-3A9C-493A-9ACD-77A4D73C2E0E

Sosyal çevresi çok geniş olmayan ve hayatı da pek ilgi çekici sayılamayacak bir kullanıcıyı örnek alalım. Gerçekliği biraz saptırılmış sanal paylaşımları, onun başkaları tarafından izlenmesini sağlıyor. Bu “İzleniyorum, demek ki ilgi çekiciyim” hissi de  önemli bir tatmin unsuru gibi duruyor.

“Beni merak ediyorlar, önemliyim.”

İş, aşk, arkadaşlık, yaşam tarzı, kıyafetlerimiz, gittiğimiz yerler, yaptığımız şeyler, okuduğumuz kitaplar ya gerçekten kim olduğumuzun ya da kim olmak istediğimizin göstergesi.

Hiç kitap okumayan, denediğinde de sıkılıp bırakan birini tanıyorum. Ama Instagram sayfasına girecek olsanız göreceğiniz bu olmaz. Nefis renklerle bezenmiş, kahve kokuları ile donatılmış kitap dekorlu paylaşımlar görürsünüz.

Bize olduğu değil olmak ya da algılanmak istediği kişiyi sunuyor. Çünkü sosyal medya bize bunu verir. O gün ne olmak istiyorsak o olabiliriz.

3203431C-AD29-4194-AB87-E228CA1CD26A

Düzgün ve özenilesi bir hayata sahip olmak, bunu da kanıtlamak istercesine sunmak, onay almak, belki kıskanılmak, beğenilmek temel sosyal medya kullanım motivasyonları olarak sıralansa sanırım hata yapmış olmayız.

Bunların yanısıra başka insanları gözetlemek, hayatlarından haberdar olmak, kendimizle kıyaslamak, dışımızda neler oluyoru görmek de bu motivasyonun diğer besleyicileri.

Tüm bunlar bize sanal bir geçeklik sunup yanılsamalar içinde yitip gitmemize neden oluyor. Bunun bize maliyeti nedir hiç düşündünüz mü?

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın nefis kitabı Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Nuri Efendi’nin şöyle bir sözü var;

Ayar, saniyenin peşinde koşmaktır.

Yitirdiğimiz birçok şey, kaçırdığımız birçok fırsat, ertelediğimiz birçok önemli iş var. Ama en görüneni ve belki de en önemli olanı;

Zaman.

Zaman, öyle değerli ki! Bazen nasıl bu kadar hunharca çöpe attığımıza inanamıyorum. Sosyal medyada geçirilen saatler, yapılması gerekenlerin zamanında yapılmamasına, önceliklerin sıralamasının altüst olmasına, bundan kaynaklı kaygılara ve dolayısıyla strese neden oluyor.

Neresinden tutsam elimde kalıyor açıkcası:)

9F38E06F-D701-4790-83FE-215E04524C2D

Artık bütün kahvaltılar ve akşam yemekleri tabağımızı çekmek, bütün konserler videolarla anı paylaşmak, bütün tatiller ayağımızı kumsala uzatıp denize doğru fotoğraflamak için yaşanmaya başlandı.

Kalabalık masalarda kolektif yapılan tek eylem, toplu selfieye girmek oldu. Fotoğraf çekilirken birlik olundu sonra herkes kafasını kendi önüne eğdi ve telefonuna döndü.

Bu an kayıtlara “Dostlarla keyif ”  olarak geçti ama işin aslı gerçekten böyle miydi? Dostlarla keyfe mi yoksa paylaşım sonrası gelecek beğeni sayısına mı ayarlıydık artık?

Sevdiğimiz grup ülkemizde konser verdiğinde kaçımız en sevdiğimiz şarkıyı canlı performans yerine telefona kaydetmeye çalışırken ekran arkasından izledi? Kaçımız  muhteşem günbatımını en güzel şekilde fotoğraflamaya çalışırken şarabı yudumlamaya fırsat kalmadan güneşi batırdı? Ya da kaçımız ailemiz ya da sevgilimizden sitem işitti “Yeter artık bıraksana şu telefonu” diye?

Cevapları siz bilin, paylaşmanıza gerek yok:)

0BA1CF3A-4B5C-450D-A393-253EF8B871CC

Bu, işin bizi oyalayan kısmıydı. Madalyonun diğer tarafında da depresif etki kısmı var. Bu bilgi bize verilmemişti, çok eğleneceğiz sanıyorduk:)

Instagramda herkes çok mutlu, başarılı, güzel ve sosyal değil mi?

Onlar öyleyken, onlar böyle bir hayata sahipken ben neden böyleyim?” hissi bizi değersizlik duygusuna, düşük bir benlik algısına ve depresyona sürükledi.

Diğerlerinin hayatını kurcalamak, merak duygusunu bastıran bir şey gibi görünse de bizi başkalarını gözetlemeye bağımlı kılan bir alışkanlığa dönüştü. İzledikçe özeniyor, özendikçe üzülüyoruz.

-Ne harika bir hayatı var!

Sürekli ekran yenileyerek, sürekli bir şeyler paylaşarak, sürekli insanları gözetleyerek geçirdiğimiz bu zaman, tam anlamıyla bir tuzak. Bizden kendi kaliteli zamanımızı, gelişme fırsatımızı, bireyselliğimizi çalan bir tuzak.

Hayatımızda bu kadar boş zaman var ise –belli ki var– bunun üzerine eğilmeli belki de? O boşluklar bize katma değer sağlayacak ne ile dolmalı? Boşluklarını elbette doldur ama ne ile doldur?

Geçen gün yılbaşı için tebrik kartı atmak istediğim insanların listesini yapıyordum. Beni çok şaşırtan şeylerle karşılaştım. Değil gerçek adresini, mail adresini dahi bilmediğim sanal arkadaşlıklarım olmuş. “Gerçek arkadaşlıkların yerini de sanal arkadaşlıklar mı almaya başlamış?” diye düşündüm.

Bir şey yapılırken akılda sürekli sosyal medyanın olması, planları buna göre şekillendirmek, hayatı paylaşıma uygun olacak şekilde yaşamaya başlamak işin kontrolden tamamen çıktığı distopik bir kurguyu işaret ediyor.

Sevinci de üzüntüyü de hatta değerli ya da değersiz olma duygusunu da oradan gelecek beğeniye göre belirlemek distopyanın ruhtaki yansımasını gösterecek bizlere ileride.

6648D69E-A3B0-4EDF-AC22-CC2DF01A2BA7

Tedavi nedir ya da üstesinden nasıl gelinir bu uzmanların işi. Ama ben kendi adıma bazı alışkanlıkları bırakmak için deneyimlediğim “yoksun bırakma” çözümünün işe yaradığını söyleyebilirim. Bir süre maruz kalmazsanız unutuyor ve aramıyorsunuz.

Etkileşimli sözlükleri biliyorsunuz. Bir ara onlara yazma konusunda bağımlılık geliştirmiştim. Kendimi yoksun bırakıp, uzak durduğumda, maruz kalma etkisini azalttığımda bunun aslında çok da zor olmadığını gördüm. Çok kolay alışıyor ve aramıyorsunuz. Çok daha huzurlu olacağınızı bile söyleyebilirim.

Sözlük yazarlığı konusunda çalışan bu stratejiyi Instagram konusunda uygulama istekliliği ve yeterliğine henüz ulaşabilmiş değilim:)

Ama 2019 için “Yapılacaklar Listesi” ni oluşturmaya başladığım şu günlerde üstlere yazacağım maddelerden birinin ne olduğunu biliyorum

{Instagramı Bırak}

Şu an Belçika’da çok iyi bir kurumda çok iyi bi pozisyonda çalışan yüksek mimar Türk bir arkadaşım var. Bu detayları verme nedenim şu; kendisi tanıdığım en bilgili, en entelektüel, en konuşulası ve kendisinden bir şeyler öğrenilesi insan. Ama bir sosyal medya bağımlısı. İkimiz de bu konudan rahatsız olduğumuz için sıklıkla konuşuyoruz. “Kendimi son derece pasifize edilmiş, cahil bir birey gibi hissediyorum. Biz bu durumda olmamalıydık.” diyor. Bunu değiştirmeye karar verdik.

TEDx konuşmalarını dinleyenleriniz vardır. Dr.Cal Newport’un “Quit Social Media” adlı bir konuşmasını paylaşıyorum aşağıda. Mutlaka dinleyin derim. (Türkçe altyazı da var.)

Quit Social Media

Şimdi müsaadenizle gidip yazımı Instagramda paylaşmalıyım:)

Sevgiler,

B.

Bir yazı yazdım. Beğenir misiniz?” için 7 yorum

    1. Başarılı ve etkileyici. Tebrikler…

      Liked by 1 kişi

  1. Bu çağın vebası olarak nitelendiririm hep cocuklari gencleri ve biz orta yasta olan tum bireyleri asosyal tepki gucu zayıflamış algilari agirlasmis herkesten uzak yalniz bireyler hatta toplumlar haline getiren bir veba mikrobu..Tabi sahsi kanaatimdir bu tepki ve yoruma aciktir.Ama evet size katiliyorum yazinizin altina onay biraktigimi bilin..Iyi gunler

    Beğen

    1. Teşekkür ederim, hemfikir olmamıza sevindim. Sevgiler

      Liked by 1 kişi

  2. Farkındalık arttırıcı bir yazı olmuş, tebrikler.

    Liked by 1 kişi

    1. Teşekkür ederim; beğenmenize sevindim:)

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close